Skip to content

Recent Articles

1
Nov

12 Eylül Pazar / PHUKET

Bugün Phuket’te şimdiye kadar geçirdiğimiz en turkuaz günü geçirmek üzere saat 08:30′da otelimizden alındık. Tayland’da duyduğum en iyi İngilizce aksana sahip olan eşcinsel rehberimiz Beautiful Lucy liderliğinde hız teknelerimizle okyanusa açıldık.

Phi Phi Island + 4 Ada Turu

Ücret:

  • Kişi Başı 1500 Baht (75 TL)

Rota:

  • Maya Beach
  • James Bond Bay
  • Viking Cave
  • Monkey Island
  • Phi Phi Island
  • Khai Island

Şansımıza hava açıktı gayet, gezinin tadını doya doya çıkarabildik..

MAYA BEACH

İlk durağımız Maya Beach oldu, ki dünkü James Bond Adası turunda yaşadığımız hayal kırıklığının ardından burası bizde kalp çarpıntısı, tansiyon yükseltmesi ve miğde pırpırlanmasına sebep oldu. Tabiat ve deniz tanrıları tepemizden bize bakıp “Sen misin Phuket’e küfür eden, utanmaz arlanmaz!” dermişçesine azarlıyorlardı sanki bizi. Maya Beach’i görünce çok utandık, tabiat ve deniz tanrılarından çok özür dileriz..

Maya Beach from Gamgam on Vimeo.

Gözlerimizin içi parlaya parlaya izledik karşımızdaki manzarayı. Cennet muhtemelen buradan daha güzel olamaz, olsa olsa en fazla bu adanın daha sakin, turistsiz olanıdır. Ama burasıdır yani o kesin!..

Ben artık fazla konuşmuyorum, son olarak “The Beach” filminin burada çekildiğini not ediyorum ve sizi Maya Beach’in akılalmaz, color correctionsız resimleriyle başbaşa bırakıyorum.

(Pardon pardon cennet bu adanın turistsiz ama Leonardo Di Caprio’lu olanı olmalı, evet!)

Maya Beach’te gezindikten, bu turkuaz denizde yüzdükten, teknelerin arasında dolaşan zararsız camgöz köpekbalıklarıyla kaynaştıktan ve biraz güneşlendikten sonra James Bond Beach’e gitmek üzere yola çıktık..

JAMES BOND BAY

Burası yine denizin ortasındaki kayamsı adacıklardan bir kaçının yanyana dizilmesinden meydana gelmiş harikulade bir koy.. Thai’lerin bu koya verdikleri yerel bir isim daha vardı, hatırlayamıyorum ama turistler genelde James Bond Bay diyorlarmış. Sebebi malum, ünlü ajanımız burada da bir film çekmiş.

Sürat motorları buraya turist getiriyorlar ve buraya demir atıyorlar, siz de bu harika koyda denizin ve güneşin tadını çıkarabiliyorsunuz. Pek güzel..


VIKING CAVE

Burası da, sevgili rehberimiz Beautiful Lucy’nin bize verdiği bilgilere göre içinde Viking duvar yazıları bulunan bir mağaraymış. Thai’ler buradan, lüks bir Asya yemeği olan kuş yuvası çorbası yapımında kullanılan özel bir materyal topluyorlarmış. Resimlerde gördüğünüz bambu çubuklarla ise kuş yuvalarına tırmanıyorlarmış.

MONKEY ISLAND

Viking mağarasına uzaktan kısa bir göz attıktan sonra Monkey Island’a geçtik. Bu ada da isminden anlaşılacağı gibi üzerinde maymunların yaşadığı küçük bir ada. Adaya yaklaşırken rehberimiz bizi uyardı, aman maymunlara çok yaklaşmayın, elinizi kolunuzu ısırabilirler dedi ancak biz adaya vardığımızda ada zaten turist kaynadığından ve turistler maymunları bi güzel muzla beslediklerinden dolayı hepsi toktu, rahatça kaynaşabildik kendileriyle. Yine de siz siz olun, çok yanaşmayın, güzelim gezinizi yarıda kesip hastaneye iğne vurulmaya gitmek zorunda kalmayın..


İnsanın bu adayı gördükten sonra maymun olası geliyor di mi?

PHI PHI ISLAND SNORKELING

Aslına bakarsanız bu gezilen adalar topluluğuna Phi Phi Island deniyor anladığım kadarıyla, varılan her adanın farklı isimleri var (Phi Phi Ley gibi) ancak ben isimleri takip edemedim. Bu ada, gezdiğimiz tüm adalar arasında en büyük olanıydı, o yüzden direk Phi Phi Island diyorum.

Phi Phi Island’a yanaşmadan önce denizin ortasına demir attık. Deniz gözlüklerimizi ve paletlerimizi geçirdik ve atladık denize. Olağanüstü bir yaşam alanı varmış aşağılarda. Deniz mercanlarının her rengini, balıkların her çeşidini görebiliyorsunuz. Olacak gibi değil. Daha önce hiçbir yerde görmediğimiz, adlandıramadığımız boy boy, şekil şekil o kadar çok balık gördük ki… Yaklaşık 40 dk denizde kaldık, ama bu güzelliğe doyamadık. Eğer siz balıkadam/balıkkadınsanız ya da daha önce hiç dalmamış olsanız bile denemek istiyorsanız Phuket denemek için kusursuz bir yer. Tura başladığımız limanda dalış turlarına katılan turistler de vardı. Ücreti ne kadar bilemiyorum ama kesinlikle tavsiye ediyorum.

Gerçi ben dalmak istemem, dalış için para harcayamam diyorsanız da bu 40 dk’lık şnorkel macerası da size yetebilir. Ama açıkçası bu güzelliği gördükten sonra ben şahsen o dünyanın daha daha derinlerine inmek, daha çok şey keşfedebilmek istedim..


Fotoğraflar yine internet fotoğrafları, ama sizin göreceklerinizden farksız değiller, emin olabilirsiniz..


PHI PHI ISLAND/ÖĞLE YEMEĞİ

Bu güzel arkadaşlarla tanıştıktan sonra sürat motorumuza geri atlayıp karaya vardık. Bu adada kalacak bir kaç otel vardı. Pahalı olduklarını tahmin ediyorum ancak burası Tayland, ücretler hiçbir zaman belli olmuyor. Aşağıya bu cennet parçasındaki otelleri görebileceğiniz bir link ekliyorum.

http://phi-phi.com/hotel/thailand/koh-phi-phi/


ÖZELLİKLE BALAYINA PHUKET’E GİTMEK İSTEYENLERE ŞİDDETLE TAVSİYE EDERİM!. Patong ya da başka bir sahilde konaklamaktansa Phi Phi Island çok daha huzur dolu ve romantik bir seçenek olacaktır diye tahmin ediyorum. İnsan eşine yeniden aşık olur bu adada. Ahh ahh!..


Bu güzelim adada, bembeyaz kumun ve turkuaz denizin üzerine demir atmış yerel Thai tekneleri manzarasında öğle yemeğimizi yedik. O yemek hiç bitsin istemedik.. Ardından sürat motorlarımıza binip gezinin son durağı olan Khai Island’a doğru, suratlarımızda koca koca şapşal sırıtışlarla, yola çıktık..



KHAI ISLAND

Evet burası gezinin son durağı, 3 Khai Adası’ndan biri olan güzel mi güzel bir adacık.. Burada tam 1buçuk saat kaldık, tur ekibinin bizim için ayırdığı şezlonglara yerleştik ve biraz bronzlaştık.


Deniz yine mükemmel, biraz dalgalı olmasına rağmen pırıl pırıldı. Kum deseniz akıl almaz, şansımıza hava da oldukça güneşliydi. Resim mi çeksek, yüzsek mi, güneşlensek mi, uyusak mı bilemedik, n’apacağımızı şaşırdık. Bir de tur ekibi tam arkamıza stand kurdu, hayatınızda tadabileceğiniz en lezzetli ananas ve buz gibi karpuz servisinin yanı sıra su-kola-soda servisi yaptılar bize. Bir tek yanımızda bizi kuş tüyleriyle serinleten cariyelerimiz eksikti.

Khai Island from Gamgam on Vimeo.

İşte bir Phuket günü daha böyle geçti. Üzerinde filmlerin çekildiği, kiminde maymunların yaşadığı, içinde köpek balıklarının yüzdüğü, turkuaz denizli, beyaz kumlu cennet parçası adalarda gezindik, yepyeni deniz canlılarıyla tanıştık, sahillerde uyukladık, uyanırken gözümüzü görebileceğimiz belkide en güzel manzaralara açtık..


Artık darısı sizin başınıza :)

Share:
  • Facebook
  • Twitter
3
Oct

11 Eylül Cumartesi / PHUKET

Bugün mavi bir gün yaşamak üzere sabah erkenden kalktık ve 07:45′te bindiğimiz servisle, bizi James Bond Adası’na götürecek olan tekneye binmek üzere limana doğru yola çıktık.

James Bond Island + 4 Ada Canoing

Ücret:

  • Kişi Başı 1800 Baht (90 TL)

Rota:

  • Bat Cave
  • Hong Island
  • James Bond Island
  • X Beach

Tip 15: Eğer siz de uzak adalara gidecek olan turlara katılacaksanız mutlaka tekne yerine sürat motorlu turları tercih edin. Tekneler çok kalabalık, rahatsız ve yavaş. Bizim güney sahillerinde rastlayacağınız şezlonglu, geniş teknelerden değil, Üsküdar-Beşiktaş motorlarının biraz büyüğü gibi saçma tekneler.. Sürat motorlarında da tabii yolda güneşlenemiyorsunuz ama en azından hızlı yolculuk yaptığınız için vardığınız adada güneşlenmek, v.s. için daha çok vaktiniz oluyor.Sürat tekneli turlar, normal tekneli turlardan biraz daha pahalı gerçi ama her zaman pazarlıkta şansınızı deneyebilirsiniz..

BAT CAVE

Limana ulaştığımızda bizi güruh halinde, kamyondan bozma bir aracın arkasına tepiştirdiler ve kısa bir yolculuğun ardından tekneye ulaştık. 40-45 dk’lık bir deniz yolculuğunun ardından ilk durak Bat Cave (Yarasa Mağarası) oldu.

yarasa mağarasına giriş

Bu gezinin tüm olayı kanoyla adacık gezmek aslında. Teknelerle adalara geliniyor, demir atılıyor, teknelerden inip kanolara biniyorsunuz ve adacıkları kanolarla geziyorsunuz. Kanocunuz var tabii ki de, o sizi gezdirirken size arkanıza yaslanıp güzelim doğanın, açık yeşil denizin ve güneşin tadını çıkarmak kalıyor. Ve tabii bir de fotoğraf çekmek..

Bat Cave, adı üstünde, içinde yarasalar bulunan bir mağara. Mağara’nın içine kanolarla giriyorsunuz ve kapkaranlık mağaranın içinde ses çıkarmadan ilerliyorsunuz. Gürültü yapmamak önemli çünkü kimse yarasaları uyandırmak istemez.

İşte size Bat Cave’de çektiğim rezalet bir foroğraf. Koşullar oldukça çetindi, elimden bu kadarı gelebildi, kusura bakmayın…

evet bunların hepsi yarasa

Bat Cave’de hoş bir gezinti yaptıktan sonra tekneye geri binip Hong Island’a doğru yola çıktık.

HONG ISLAND

Hong Island, çember şeklinde dizilmiş kayalardan oluşan, ortasında ise ünlü James Bond kayasının bir boy büyüğü bir kaya parçası bulunan hoş bir adacıklar topluluğu. Ortada bulunan kaya yüzünden buraya aynı zamanda 2. James Bond Adası da deniyormuş. Hong Thai dilinde “oda” demekmiş. Mantıklı..

Bu adacıklar çemberinin içine girerkense çok acaip bir noktadan geçiyorsunuz. Koca bir kaya parçasının ortasını, kabak dolması yapar gibi, oymuşlar sanki. Siz de içinden geçerken 4 tarafınız kaya, altınız deniz, üstünüz gökyüzü, hoş bir mekandan geçip gidiyorsunuz. Aşağıya videosunu da koydum, hoşuma gitti burası çok.

Hong Island from Gamgam on Vimeo.

Hong Island’ı kanoyla gezdikten sonra teknenin bulunduğu açık denize kanoyla çıkarken yol üzerinde bir kayada durakladık, kayanın üzerinde fil ve timsah şeklinde girintiler varmış, tüm turistler hayran hayran bakıp fotoğraf çektiler ama biz hiç de öyle şekiller göremedik. Bence kandırıldık. Neyse..

Burdan da ayrıldıktan sonra yine rüzgarlı ve güneşli bir deniz yolculuğunun ardından meşhur James Bond Adası’na vardık. Ve kocaman bir hayal kırıklığı…

JAMES BOND ISLAND

Biz saf turistler, sanıyoruz ki James Bond Adası o heryerde gördüğümüz gibi turkuaz denizli, beyaz kumlu bir yer. Halbuki kahverengimsi bir suyun ortasında duran bir kayadan başka birşey değişmiş James Bond Adası.. Zannediyoruz ki burada durucaz, denize giricez, kumlarda yuvarlanıcaz, kendimizden geçicez ama nerdee.. Burası yine uyanık bir takım Thailerin bir sürü tezgah açtığı, sürüsüne bereket turist dolu enteresan, oldukça ticari bir yer. Resimlerini koydum aşağıya kendi gözlerinizle görün, broşürlerdeki fotoğraflara da inanmayın.

Çağlar’ın resimde güldüğüne bakmayın, pek sinirlendi, hayalleri pek yıkıldı..

Durum bu olsa bile yine de James Bond Adası James Bond Adası’dır, gidip görmemek olmazdı diye kendimizi avutadurduk, yarım saatlik bir ada turundan sonra yolumuza devam ettik.

Yolda öğle yemeği servisi yapıldı. Kızarmış tavuk-balık ve bir takım ne olduğunu algılayamadığımız şeyler, noodle, pilav ve meyveden oluşan öğle yemeğine ben yine elimi bile sürmedim, krakerlerimi kemirmeye devam ettim..

X BEACH

Sonraki , ve en son, durağımız ismini hatırlayamadığım bir Beach oldu ve rehberin söylediğine göre burada yüzebilecektik. Kano yapmaktan sıkılmış ve artık yüzmek isteyen biz, burada da yine hüsrana uğradık. Bilmemne Beach’e vardığımızda hiç de öyle umduğumuz gibi pırıl pırıl bir deniz falan göremedik. Kumsal desen, neredeyse 50 kişinin zor sığabileceği küçük bi kum birikintisinden ibaretti. Marmaris’in, Bodrum’un ve Datça’nın denizine alışık olan biz (Çağlar’la ikimiz de Marmaris’te büyüdük, Çağlar aslen Datça’lı, Bodrum da canımız ciğerimiz, sık sık gideriz.) Phuket Phuket diye gözümüzde büyüttüğümüz bu uzak memleketin denizini görüp de hüsrana uğrayınca sinirlerimiz bozuldu tabii. Geleli 3 gün olmuş, hala o güzel denizle karşılaşamadık diye dertlendik biraz. Yüzdük yine yüzmesine, ama su sıcak, deniz bulanık, enteresan bişeyler oldu yani orda, pek bişey anlamadık. Amaan en kötü derdimiz bu olsun!

PANYEE ISLAND

James Bond Adası’na düzenlenen farklı farklı bir sürü tur var. Bizim katıldığımız tur en az kapsamlı olanlarındandı, bunu şimdi anlıyorum. Sizin de, bizim olduğu gibi, acemiliğinize gelmesin ve daha kapsamlı bir tur ayarlamaya çalışın. Örneğin Panyee Island’da “Muslim Fishermen Village” diye bir yeri de kapsayan bir James Bond Island turu seçeneği de vardı, ama biz önemsemedik. Şimdi bakıyorum da bayağı enteresan bir yere benziyor. Gitseymişiz iyi olurmuş diyorum.

Daha çok Panyee Island resimleri için buraya buyrun.

Bunların dışında yine James Bond ve Panyee adalarıyla beraber Panak Island, Talu Island, Khien Island ve Naka Island’ı da kapsayan turlar var. Biraz daha pahalılar ama kişi başı en fazla 15-20 TL oynar tahmin ediyorum. Naka Island, turun en son durağı oluyor ve burada denize girebiliyorsunuz, broşürlere bakılacak olursa buraların denizi daha güzel (gerçi broşürlere ne kadar inanmak lazım onu da bilemiyorum ama bizim gittiğimiz Bilmemne Beach’ten daha güzel oldukları kesin.) Naka Island’a alternatif olarak Lawa Island’lı seçenekleri de var bu programın. Kısacası sizin daha kapsamlı bir James Bond Adası turu seçmenizi ve hayal kırıklıklarına uğramamanızı isterim..

SIMILAN ISLAND

Tip 16: Eğer mevsim uygunsa mutlaka Similan Island’a gidin. Çok güzel bir yer olduğunu duyduk ancak bizim Phuket’te olduğumuz dönemde adada fırtına olduğunu söylediler, gidemedik. Bize söyledikleri ne kadar doğruydu şüpheliyim ama siz gittiğinizde mutlaka bir TAT’ye gidilebilir mi bir sorun, hatta mümkünse Eylül ayında Phuket’e gitmeyin, bu güzelliği kaçırmayın.. (Gerçi Phi Phi ve Khai adaları bizim şahane deniz açlığımızı gidermeye yetti ama yine de tavsiye ediyorum..)

similan adası

İşte bu günümüz de böyle geçti. James Bond Adası Turu’nun en son durağında biraz yüzdükten sonra limana geri dönmek üzere yola çıktık. Püfürtülü ve yavaş bir yolculuğun ardından 1 saat kadar sonra limana ulaştık. Liman da böyle bir yerdeydi işte..

Ve günün geri kalan kısmında yarın yapacağımız, bizi kendimize getireceğini umduğumuz Phi Phi Island ve Khai Island turunu iple çektik..

Share:
  • Facebook
  • Twitter
3
Oct

10 Eylül Cuma / PHUKET

Bugün yemyeşil bir gün yaşamak üzere kişi başı 2400 Baht (120 TL) verdiğimiz Fil Safari ve Bamboo Rafting turu için sabah 7:45′te otelden ayrıldık. Avustralyalı bir grupla beraber, yaklaşık 1 saat süren bir yolculuğun ardından turun ilk durağı olan Kaplumbağa Çiftliği’ne vardık..

Elephant Safari & Bamboo Rafting Turu

Ücret:

  • Kişi Başı 2400 Baht (120 TL)

Rota:

  • Kaplumbağa Çiftliği
  • Fil Safari
  • Rubber Tapping
  • Yılan Şovu
  • Tsunami Monument
  • Khaolak Beach
  • Şelale ve Orman Yürüyüşü
  • Bamboo Rafting

KAPLUMBAĞA ÇİFTLİĞİ

Yüzlerce havuz, değişik balık ve kaplumbağa türleri, hatta çeşit çeşit mercanlar bile vardı fakat itiraf etmeliyim ki çok da zevkli bir durak değildi. Programı doldurmak için konulmuş bir yer gibi geldi bana. Adamlar gelseler Dalyan’a görseler bizim caretta caretta’larımızı susup otururlar..

FİL SAFARİ

Kaplumbağa Çiftliği’nden sonra beni asıl heyecanlandıran aktiviteye geldi sıra; Fil Safari. Yarım saat uzaklıktaki bir Fil Çiftliği’ne gittik. Herbişeyden para kazanmanın yolunu kollayan Thailer siz oraya varır varmaz hemen boynunuza koca bir piton yılanı asıyorlar ve fotoğrafınızı çekiyorlar ki çıkışta size o fotonun çıktısını satabilsinler. Neyse pitonla resim çektirdik mecburen (satın almadık tabii, tanesi 10 TL) sonra önümüzde uzanan koca koca ahşap kulelerin birinin üzerine çıktık. Tatlı mı tatlı bir fil, yetiştiricisi sırtında, geldi bizi kuleden aldı ve çıktık ormana doğru yolculuğa. Kauçuk ağaçlarının ve koca yapraklı tropikal ağaçların arasında, kuş cikcikleri ve böcek vızıltıları eşliğinde ağır ağır yürüyen filimizin üzerinde hoş bir orman gezintisi yaptık, resim çektik…

……………………fil ayak izleri                                                               kauçuk ağaçları

Elephant Safari from Gamgam on Vimeo.

RUBBER TAPPING

Fil safari yaptığınız yerde kauçuk ağaçları da vardı ve rehberimiz bize kısa bir reçine alma demosu sergiledi. Pek bir olayı olmayan bir aktivite, açıkçası hiçkimse ilgilenmedi.

YILAN ŞOVU

Grup üyeleri sırasıyla fil gezilerine çıkarken bekleyenler de yine aynı alandaki yılan şovunu izlemeye gidiyorlar. Bu şovu ancak parasını ödediyseniz izleyebiliyorsunuz. Sanırım kobralarla yapılan, Nat Geo Wild’da 800 kere izlediğimiz şovların aynısı. Biz bu gösteriye para vermedik açıkçası, siz isterseniz verebilirsiniz tabii. Not etmiş olayım..

TSUNAMI MONUMENT

Fil safari yapılan alanda 3 ayrı aktivite gerçekleştirdikten sonra rehber bizi Tsunami Monument’e götürdü. Burası yeşillik bir arazinin ortasında duran, Amerika üretimli bir sahil güvenlik gemisinin bulunduğu bir alandan ibaret. 4 sene önceki Tsunami’de gemi 2 km kadar karada sürüklenmiş ve o noktada kalmış. Bu felakette prensesin oğlu ölmüş, her sene küçük prensin ölüm yıl dönümünde burada büyük bir tören düzenlenirmiş..

Burası da benim hiç ilgimi çekmedi…

YEMEK

Tsunami Monument’in ardından Khao Lak denen bir sahilde yemek yedik. Ben tabii ki de sadece kraker yedim:/ Khao Lak sahili oldukça güzel bir sahildi. Etrafta görünen pek bir otel yoktu, sessiz sakin bir yer, Patong gibi değil..Burada kalacak yer var mı diye rehbere sorduk,birkaç otel olduğunu söyledi. Ben de sessiz bir tatil yapmayı tercih ediyorsanız eğer Patong yerine Khao Lak’da kalmanızı tavsiye ederim, plaj güzeldi çünkü..

Khao Lak otelleri için buraya buyrun..

Khao Lak Beach from Gamgam on Vimeo.

ŞELALE & ORMAN YÜRÜYÜŞÜ

Sonraki durak şelaleydi.. Hoş, güzel ,çağlıyor , tatlı su… Şelale işte. Burada bir-iki suya cupladıktan sonra planlanan şey tracking yapmaktı ancak kimse buna yanaşmadı. Halbuki ben yürüyüş ayakkabılarımı bile giymiştim, poff. Orman yılan dolu olabilirmiş ve kış uykusuna yatmış olmalarına, muhtemelen uyuyor olmalarına rağmen zaman zaman yılan ısırığı kazaları olabiliyormuş falan filan. Bence rehber yürümeye üşendi ve bizi korkutmak için bahane uydurdu o kadar. Neyse.. (amma da içimde kalmış.)

BAMBOO RAFTING

“Kaplumbağalar, yılanlar, filler falan pek keyifli bir gün geçirdik şimdiye kadar.” diye düşünürken aslında günün en keyifli aktivitesinin bamboo rafting olacağından habersizmişiz. Bu turu aldığımda beni en çok heyecanlandıran şey fil safariydi ama günün sonunda bamboo rafting in fil safariye 10 bastığına (hadi 7-8 olsun) karar verdim.

Hafiften hareketli bir nehir, pırıl pırıl tatlı su. Sağınız solunuz orman, muz ve hindistan cevizi ağaçları ve siz tamamen bambudan yapılmış gayet ilkel bir salın üzerindesiniz. Tepenizden tropikal ağaç dalları sarkıyor ve bazı dallarda uyuyan yılanları canlı canlı görebiliyorsunuz. Nehir kayalık ve yer yer su hızlı akıyor, bambu tekneniz su alıyor, ayaklarınız suyun içinde. Ve tabii ki de ağaçların arasından sızan ve nehrin berraklığını iyiden iyiye parıldatan sıcacık güneş ışığı ve vazgeçilmez cırcır böceği sesleri. “Allah’ım cennetteyim sanırım!!” dedim. Hemde yüksek sesle.

Rafting rotamızda işte bu noktada durup biraz yüzdük, sonra geziye devam ettik.

Bamboo Rafting from Gamgam on Vimeo.

Tüm bu aktiviteler sırasında birileri sizin fotoğraflarınızı çekiyor ve siz dolaşıp geldikten sonra size bu fotoğrafları satmaya çalışıyorlar. Ortalama ücret fotoğraf başına 200 Baht (10 TL). Resimler büyük, fena değil ama tabii ki de pazarlık yapmak şart. Biz en fazla 150 Baht’a düşürebildik gerçi..

Sonuçta Phuket’te oldukça egzotik, hoş bir gün geçirmiş olduk..Phuket’e giderseniz mutlaka bu turu denemenizi isterim. Sadece spor ayakkabı yerine sandalet giymeyi tercih edin, çok sulu bir gezi…

Share:
  • Facebook
  • Twitter
26
Sep

9 Eylül Perşembe / PHUKET

Otelimizden sabah çıkıp meşhur Patong Beach’e shuttle la gittik. Ancak şunu gördük ki; PATONG BEACH’İN DENİZİ, GOOGLE’A “PHUKET” YAZINCA KARŞINIZA ÇIKAN DENİZ DEĞİL! O resimlerdeki deniz Phuket’in etrafındaki adalara ait (Phi Phi Adası, Khai Adaları gibi). Patong’da kum yine yumuşacık, açık renk, pırıl pırıl ancak deniz (daha doğrusu okyanus) biraz dalgalı olduğu için pek de berrak değil.


Tüm gün Patong sahilinde güneşlendik. Plaj çok da kalabalık sayılmazdı. Thailer kuma futbol sahası çizip futbol oynadılar falan. Çağlar da ben de denize girmeye cesaret edemedik. Çok olmasa da dalgalı bir deniz ve akıntı var gibi geldi. Okyanusa alışık insanlar değiliz n’apalım..

Ertesi gün tura çıkalım dedik ve dün Turist Information’lardan aldığımız broşürlerde beğendiğimiz turları satın almak üzere başka bir Tourist Information’a gittik.

Almak istediğimiz turlar;

  • Elephant Safari & Bamboo Rafting ücret:                    2400 baht (120 TL)
  • Phi Phi Island + 4 Ada Turu ücret:                             1500 baht (75 TL)
  • James Bond Island + 4 Ada Canoing ücret:                1800 baht (90 TL)

Turlar biraz pahalı ancak topladığımız broşürlerde rakamlar çok daha fazla yazıyordu.

Tip 14: Phuket’te tur yapmak istiyorsanız topladığınız broşürlerdeki rakamlara güvenmeyin. Tourist information’lardan aldığınız broşürlerdeki rakamlar pek de gerçekçi değil. Normal bir TAT ye gidipte ne kadara Phi Phi Island’a gidebiliriz dediğimizde bize kişi başı 1500′e tur ayarlayabileceklerini söylediler (broşürde kişi başı 3200 yazıyordu) ve James Bond Adası turu içinse 2800′den 1800′e düşürdüler.

Yarın yapmak üzere kişi başı 2400 bahta (120 TL) Fil Safari ve Bamboo Rafting turu satın aldık. Broşürde yazan rakamın aynısını verdik. Siz bu hatayı yapmayın, ne kadara Elephant Safari yapabiliriz diye sorun, size eminim bu rakamın altında bir rakam vereceklerdir.

Akşam yine Phuket’in ışıltılı ve ahlaksız gece hayatının içinde bir yürüyüş yaptık, bir yerlerde yemek yedik ve odamıza çekildik. Ertesi gün fillerin üzerinde yapacağımız orman gezisi için heyecanlanarak yattık uyuduk..

Phuket Bang-la Road 2 from Gamgam on Vimeo.

videonun başındaki kadın (?) nerdeyse beni dövecekti..

KÜÇÜK NOTLAR;

- TAT: Tourist Authority of Thailand

-Tayland’ın para birimi Baht. 20 Baht 1 TL ediyor.

-Priz adaptörü almanıza gerek yok, prizler fişlerle uyumlu.

-Eğer gittiğiniz yerde servise bayılmadıysanız bahşiş bırakmanıza gerek yok.

-Herkes, aksanları çok kötü bile olsa, İngilizce konuşabiliyor.

-Trafik bize göre tersten akıyor. Araçların direksiyonları sağ tarafta.

-Phuket’te zaman zaman yarım saatlik şiddetli yağmurlar bastırabiliyor. Yarım saat sonra güneş açıyor.

-Hiç bakkal yok ama adım başı 7/11 var.

Share:
  • Facebook
  • Twitter
23
Sep

8 Eylül Çarşamba / BANGKOK-PHUKET

Bugün için planlarımız aslında Pattaya’ya yola çıkmaktı. Pattaya’ya Bangkok’tan 2buçuk saatlik bir otobüs yolculuğuyla ulaşabiliyorsunuz. Otobüs biletleri ise değişiyor, bizim bulabildiğimiz en uygun bilet kişi başı 250 bahttı (17,5 TL). Ancak Pattaya’dan sonra Phuket’e dönmek için tekrar Bangkok’a gelmek, oradan da 13 saat Phuket’e otobüsle gitmek gerekiyor. Pattaya’dan Phuket’e direk otobüs yok. Uçak biletleri ise çok pahalı, otobüsle gitmekse 1 gün sürüyor (yol toplamda 16 saat kadar sürse de her saat otobüs yok, o yüzden bekleme süreleriyle birlikte 1 gün yolda geçiyor.) Biz de Pattaya gidip görmeye değer biryer mi diye biraz daha detaylı araştırma yaptık ve Pattaya’da Phuket’te yapamayacağımız hiçbir şey olmadığına karar verdik. Pattaya’nın denizinin çok da iyi olmadığını öğrendik ve Pattaya’nın olayının daha çok Go Go Bar’lardan ibaret olduğunu, Rus Mafyası’nın kol gezdiği biryer olduğunu öğrendik. Sonuçta Pattaya’ya gitmek için bu kadar zaman ve para kaybetmeyi göze alamadık. Bir daha Tayland’a gelir miyim bilmiyorum ama gelirsem de yine Pattaya’ya uğrayacağımı hiç zannetmiyorum.

Bangkok-Pattaya-Phuket yollarında zaman ve para kaybedeceğimize Bangkok’tan Phuket’e ucuz uçak bileti bulup gidebilir miyiz diye düşündük ve internetten biraz araştırma yapıp havaalanına gitmeye karar verdik..

Tip 13: Eğer Tayland içinde uçakla yolculuk yapacaksanız TAT ya da Tourist Information ofislerine uçak bileti sormayın. Onlar genelde daha yüksek rakamlar veriyorlar. Bunun yerine internetten kendiniz araştırın ve mümkünse havaalanına gidip havaalanından bilet alın. Biz internetten bilet bakarken Skyscanner’ı kullandık, oldukça yardımcı bir site. Bunun yanı sıra Tayland’da ucuz uçak bileti satan havayolu şirketlerinin başında Tiger Airways, Thai Air ve Air Asia geliyor. Bangkok Airlines’dan da uygun bilet çıkıyor zaman zaman ama en uygunları Air Asia, Thai ve Tiger. Ve şunu da belirteyim, haftasonu tüm uçuşlar pahalı oluyor.

http://www.skyscanner.com.tr/

http://www.airasia.com/my/en/home.html

http://www.tigerairways.com/

http://www.thaiair.com/

3 gün Bangkok’ta kaldıktan sonra bizim de gözümüz açıldı ve pazarlık yeteneklerimiz bayağı bir gelişti. Havaalanından Khao San Road’a geldiğimiz ilk gün ödediğimiz 640 bahtın (32 TL) acısını çıkarma zamanı gelmişti, evet. Taksicinin biriyle, otoyol parası dahil 400 bahta anlaştık. Adam ne kadar sevindi anlatamam, arkadaşlarına hava bile attı. Bangkok’ta taksiye 20 TL vermek Türkiye’de 100-150 TL vermekle eşit değerde sanırım. Nehri geçmek için bota 15 kuruş verdiğimizi düşünürsek…

Sonuçta şoför mutluluktan çıldırsa da yolda bizimle pazarlık yapmaktan geri kalmadı. Baktı biz çetin ceviz çıktık, bu sefer de “Yu tip, yu tip!” demeye başladı. Çağlar da 20 baht (1 TL) bahşiş verince de çok çok teşekkür etti. Ne garip memleket.

Havaalanında kişi başı 2500 bahta (125 TL) Thai Airlines’la Phuket’e uçak bileti bulduk. 13 saatlik yolu 1 saatte geldik.

PHUKET, PAZARLIK KONUSUNDA BANGKOK GİBİ DEĞİL. BURADA PAZARLIK YAPMAK DAHA ZOR. Herşeyin fiyatı hemen hemen belli ve çok fazla turist (yani alıcı) olduğu için satıcılar çok da fazla pazarlık yapmıyorlar. Az para harcama hayallerimiz Phuket’te kaldıkça hafif hafif solmaya başlasa da yine de Phuket Türkiye’den kat kat daha ucuz. Bira 2,5 TL, daha ne olsun?

Phuket’te kalabileceğiniz birkaç farklı bölge var ancak en tanınmışı ve bilineni Patong Beach olduğu için biz de Patong Beach’te bir otel ayarladık.

Havaalanından Patong Beach’e 1 saatte gidiliyor ve seçenekler belli: taksiyle gitmek isterseniz 650 baht(32,5 TL), minibüsle gitmek isterseniz kişi başı 150 baht (7,5 TL) veriyorsunuz. Minibüsler öyle İstanbul’daki mavi dolmuşlar gibi değil. Sarı minibüslerden biraz daha konforu, klimalı minibüsler. Tavsiye ederim..

Phuket Bangkok’tan kesinlikle daha temiz. Sokakta Bangkok’ta olduğu kadar çok satıcı yok. O yüzden o korkunç koku da yok. Ancak Phuket’te, gece hayatının merkezi olduğunu zannettiğimiz bir sokak var ki (Bang-la Road, Rock City’nin bulunduğu sokak) Go Go Bar’larla dolu ve o sokakta yürümek , ilgilisi değilseniz, insanı biraz rahatsız edebiliyor. Yüzlerce Thai kız var ve hepsi de kısacık etekli, dövmeli, tek tip. Ya 2 kız el ele, ya da 4-5 kız grup olarak geziyor. Ayrıca Phuket’te, Thai bi kızın elinden tutmuş gezen birsürü yaşlı ya da çirkin Avrupalı adam görmek mümkün.. Anladığım kadarıyla Thai kızları 2-3 günlüğüne kiralayabiliyorsunuz.. O da onların tatil anlayışı…

Aşağıdaki video, sürekli mobil halde gezdiğim için sallantılı bir videodur, kusura bakmayın..

Phuket Bang-la Road from Gamgam on Vimeo.

Kaldığımız otel Nanai Road denen ve denize 1 km uzaklıkta olan yol üstünde, Royal Crown isminde bi oteldi. Geceliği kişi başı 15 TL olduğu için bu oteli seçtik. Çok ucuz olmasına rağmen kocaman ve tertemiz bir otel. Kaldığımız odaya inanamadık. Deniz – şehir manzaralı koca bir balkonu vardı ve hayatımda gördüğüm en büyük çift kişilik yatağa sahip odaydı. Klimalı,kablolu TV’li ve mini buzdolaplı hoş bir otel odası..

http://www.royalcrownphuket.com/index.html

Ne var ki bu otelden sahile yürüyerek gidemiyorsunuz. Fakat her gün 2 saat aralıklarla otelden denize, denizden de otele kalkan Royal Crown shuttle ları var. Ücretsiz.. Eğer shuttle ı kaçırdıysanızs 100 baht’a (5 TL) otelden sahile taksiyle gidebiliyorsunuz.Geri dönerken yine shuttle’ı kaçırdıysanız tuk-tuklarla pazarlık yapın. Dediğim gibi Phuket Bangkok gibi değil, herkes pazarlık yapmıyor. Nanai Road için herkes 200 baht(10 TL) istiyor. Şansınızı birçok tuk-tukta deneyin. Biz 3. sorduğumuz tuk-tukla 100 bahta (5 TL) anlaşabildik..
Phuket’teki tuk-tuklar Bangkok’dakinden biraz daha farklı, daha minibüs tarzı ama yine de hala sevimliler…



Share:
  • Facebook
  • Twitter
21
Sep

7 Eylül Salı / BANGKOK

Dünkü 1 TL’lik tuk-tuk gezimizde şoförün bizi götürdüğü bir TAT (Tourist Authority of Thailand) ofisinde Bangkok civarındaki turalar göz atmıştık ve Bangkok’un biraz dışında bulunan Floating Market + Tiger Temple turu için bilet almıştık. Bangkok’ta 2 gündür en çok para verdiğimiz şey bu tur oldu. Kişi başı 2000 Baht (100 TL) verdik bu tura.

Bugün de sabah 7′de bizi almaya gelen minibüsümüzle 1 buçuk saat uzaklıktaki Floating Market’a yola çıktık. Tur arkadaşlarımızın hepsi bizim yaşlarımızda gençlerdi. Bazıları bizimle aynı tur paketini almışlar bazılarıysa yol üzerindeki Fil Safari için bilet almışlardı. İSTERSENİZ BANGKOK’TA FİL SAFARİ DE YAPABİLİRSİNİZ, ancak biz fil safariyi Phuket’te yapmayı tercih ettik…

FLOATING MARKET

1buçuk saat sonra Floating Market’a ulaştık ve bize yaklaşık 1 saat boş vaktimiz olduğunu söylediler. Floating Market, adı üstünde, nehrin üzerine kurulu, bambu ya da ahşap sandalımsı teknelerin üzerinde bitakım şeyler satan Thailerle dolu, yüzen bir market. Nehrin üzerindeki teknelerin yanı sıra nehrin etrafında kurulu açık tezgahlardan da alış-veriş yapabiliyorsunuz. Kişi başı 150 bahta (7,5 TL) sandal kiralayabiliyorsunuz ve nehrin üzerinde alış-veriş yapa yapa sandalla gezebiliyorsunuz(sandalcınız da var tabii, siz kullanmıyorusunuz sandalı, zaten o kadar sıkış tıkış ki tecrübesiz birinin kullanması imkansız.) Eğer sandala para vermek istemiyorsanız nehrin etrafında yürüyerek de alışveriş yapabilirsiniz ama asıl olay kanallarda sandalla gezmek. Şahsen benim Bangkok denince aklıma ilk gelen manzara yüzen çarşı manzarası olduğundan benim pek bi hoşuma gitti bu yolculuk..

Sandal turu bittikten sonra biraz da yaya gezindik ve alış-veriş yaptık. Tanesinin 650 baht(32,5 TL) olduğunu söylediği bir şapkayı satıcıdan pazarlık yaparak 200 bahta (10 TL) satın aldım. Çağlar da yine bir şapkaya 250 baht (15,5 TL) yerine 80 baht (4 TL) verdi.

Tip 12: Pazarlık yapın! Tayland’da ne kadar para harcayacağınız, pazarlık yapma kabiliyetinizin ne kadar gelişmiş olduğuyla orantılıdır. Size söylenen rakamın yarısını, hatta duruma göre yarısından azını teklif edin. 400 diyorsa 200′e anlaşın. 100 diyorsa 40′a 50′ye ayarlayın. Onlar çekinmiyor, siz de çekinmeyin. Gerekiyorsa “No, thanks too much.” diyip gidin ve bakın nasıl da “Ok!Ok!” diye peşinizden koşuyolar..

Zaten zamanla siz de neye ne kadar para verilir, ne ne kadar eder az çok kavramış oluyorsunuz. Pazarlıkta ustalaşıyorsunuz..

NEHİR BOT TURU

Ardından motorlu bir tekneye binip, Thailerin yaşadığı göl kenarını gezdik. Göl pislik içinde, evlerin hepsi gecekondu tarzında barakalar. İnsanlar o evlerde yaşıyorlar, ulaşımlarını sandallarla sağlıyorlar. Diyecek pek birşey yok, çok acaip…

Kanaldan geçip yemek yiyeceğimiz restorana geldik. Ben yemekten yine zehirlendim, uslanmak bilemedim, ve gezinin belki de en eğlenceli kısmını tuvaletlerde geçirmek zorunda kaldım; Tiger Temple’ı…

THE BRIDGE OVER RIVER KWAI

Tiger Temple’dan önce yol üzerindeki  “The Bridge over River Kwai” ye uğradık. Bu isim size bir yerden tanıdık geliyor olabilir çünkü bu köprü hem bir romana hem de 7 Oscar’lı bir filme konu olmuş.. Film zamanın en iyi savaş karşıtı filmlerinden biri olarak anılıyor ve gerçek olayları konu alıyor.

http://www.imdb.com/title/tt0050212/

Şöyle ki; II. Dünya Savaşı sırasında Japon birlikleri esir aldıkları İngiliz ve Amerikalı subay ve askerlere, Japon iletişim hatlarını geliştirmek için Kwai Nehri üzerinde bir köprü inşa ettirmişler. Bu inşa sırasında 13 bine yakın savaş esiri ve 90bin civarında da sivil ölmüş ve nehrin etrafına gömülmüş.

Turun bu durağında köprüyü ve savaş döneminden kalma bir Amerikan treninin vagonunu da görebiliyorsunuz..

TIGER TEMPLE

Ve geldik turun en keyifli kısmına; Tiger Temple!

Tiger Temple, içinde birsürü eğitimli kaplan olan, onları sevebileceğiniz, yanlarına yatıp fotoğraf çektirebileceğiniz, doğal bir park ve tapınak. Keşişler ve kaplanlar yanyana. Ne sevimlii…

Keşişlerden biri tapınağa yaralı bir domuz getirmiş ve domuzu iyileştirdikten sonra ormana salmış. Domuz ise ne yapmış? Tüm ailesini toplayarak tapınağa geri gelmiş ve oraya yerleşmiş. Ardından bu tapınak bir anlamda hayvan barınağına dönmüş. Diğer keşişler yaralı hayvanları buraya getirmeye başlamışlar. Deve, geyik ve kaplan.. Keşişlerden biri, ustasının emri üzerine yaralı bir kaplanı buraya getirip iyileştirmiş, eğitmiş.. Ardından bu tapınak yavaş yavaş kaplanların budist keşişler tarafından eğitildiği bir doğal park haline gelmiş. Şimdi ise turistler buraya gidip, eğitimli kaplanları sevebiliyorlar. Hepsi sanki evcil köpeklermiş gibi tasmalılar ve ortalıkta geziniyorlar. Hepsi insanlara son derece alışık, karınları sürekli tok ve hava da çok sıcak olduğu için ya yatıyorlar ya da uyuyorlar. Siz yanına gidip yatınca, fotoğraf çektirince falan da keyiflerini hiç bozmuyorlar, sizi umursamıyorlar bile. Hepsi o kadar eğitimliler ki sahipleri siz fotoğrafını çekebilin diye ağızlarını kocaman açtırabiliyorlar bile, pek güzel..

Ve maalesef Tiger Temple resimlerimle ilgili geçici olduğunu umduğum bir sorun yaşıyorum, bu sebepten Çağlar’cığımın kaplan kucaklarkenki resimlerini henüz buraya yükleyemiyorum. Aşağıdaki resimler internet resimleridir, bizim (daha çok Çağlar’ın) gördüklerimizden hiç bir farkları yoktur..

Tiger Temple’da yine giyim kuralı var. Omuzlar ve bacaklar açık olmamalı. Ayrıca , sanırım kaplanların gözünü almaması için, parlak renklerde kıyafetler giyemiyorsunuz. Kırmızı, turuncu, pembe turistlere yasak (ama budistler turuncu geziyo? Çelişki..)

Ne kadar kalkıp da kaplanları sevemesem de Çağlar gezinin bu bölümüne bayıldı. Harika bir deneyim olduğuna eminim.

Bense sadece tuvaletin önünden geçen, bilindik turuncu kıyafetleriyle tasmalı koca koca kaplanları gezdiren budist keşişlerin manzarasıyla yetinebildim…

Akşamsa yapacak pek birşey yoktu, ben vaktimin çoğunu mide bulantımla başbaşa geçirdim. Bleh!

Bu fotoğrafıysa sadece çok hoş bulduğum için koymak istedim. Çok hoş! :)

Share:
  • Facebook
  • Twitter
20
Sep

6 Eylül Pazartesi / BANGKOK

Bangkok’taki 2. günümüz, ilk günümüze nazaran daha bir insancıl geçti.. Bugün Bangkok’un tarihi güzelliklerini görme, müze gezme günümüzdü. Çok şahane.

Gidip görmek istediğimiz mekanlar;

-Grand Palace                                             15:30 kapanış – 350 baht(17,5 TL) giriş

-Wat Pho (Reclining Buddha )                       17:00 kapanış – 50 baht (2,5 TL) giriş

-Wat Arun                                                   18:00 kapanış – 150 baht (7,5 TL) giriş

ve eğer becerebilirsek nehirde tekne turu yapmak istiyorduk…

Elimizde bir Bangkok haritası, çıktık hostelden. Haritada  Grand Palace, Khao San Road’a çok yakın görünüyordu, biz de yürüyerek gidebileceğimizi düşündük. Yolda aval aval yürürken yanımıza bir adam geldi ve bizimle sohbet etmeye başladı.

Biz de dinledik, bakalım ne diyecek…

Adam aldı haritayı elimizden, üzerindeki ziyaret edilebilecek noktaları işaretledi.

“Önce şuraya gidin, sonra buraya…” ve son olarak da “Expo Center” diye biryer yazdı haritanın üzerine ve “Buraya mutlaka gidin, normalde sadece toptancıların alışveriş yapabildiği çok ucuza herşey bulabileceğiniz bir yer. 3 gündür turistlere ve yerel halka da açıktı, bugün son günü, mutlaka gidin..” dedi adam ve bizi 2 m ilerde duran tuk-tuklara yönlendirdi. “Sarı plakalı tuk-tuklar sizi 20 baht (1 TL) karşılığında bu haritada işaretlediğim yerlere götürecek, siz içeriyi gezerken sizi dışarda bekleyecek ve bir sonraki noktaya götürecek.” dedi. Biz de bu adamların en fazla olsan olsa -yine Ekşi’den ve Wikitravel’dan okuduğumuz- “maftavari organize adamlar” olabileceklerini farzettik ve “ne kaybederiz ki” diyip 1 TL’lik tuk-tuk turumuza başladık..

MAFYAVARİ ORGANİZE ADAMLAR:

Bangkok’ta her adım başı rastlayabileceğiniz adam-kadın türü. Bu tür insanlar sizi genelde yolda yakalarlar. Oldukça arkadaş canlısı bir şekilde, tek amaçları size yardım etmekmiş gibi yanınıza yaklaşırlar, nereli olduğunuzu, Bangkok’ta ne kadar kalacağınızı sorarlar ve sonra olaya girerler.

Elinizde bir harita varsa eğer hemen haritayı elinizden alıp gitmeniz gereken yerleri işaretlerler. Araya da bir alışveriş merkezi ya da gümüşçü-elmasçı sıkıştırırlar ve aranızda muhtemelen şöyle bir muhabbet geçer;

Mafyavari Organize Adam: Burası bilmemne Center, mutlaka gidin, bugün günlerden Pazartesi(haftanın hangi günüyse artık, özel bir gün yok çünkü) olduğu için turistlere özel bir indirim var, herşey yarı fiyatına…

Siz: Teşekkür ederiz ama biz sadece tarihi yerleri gezmek istiyoruz, çok fazla vaktimiz yok zaten.

MOA: Yo yo yoo, bu gitmek istediğiniz tapınaklara zaten bu saatte gidemezsiniz. Bugün günlerden Pazartesi (hangi günse işte) olduğu için bugün Buddha günü. Budistler öğlen 2′ye kadar meditason yapıyorlar, tapınakları ziyaret edemezsiniz.

MOA: Şu ilerdeki tuk-tuklar sizi istediğiniz yere götürecek, kişi başı 10 baht(50 Kuruş) vermeniz yeterli. Sizi önce Standing Buddha Heykeline, sonra TAT’ye (Tourist Authority of Thailand) sonra oraya, sonra da buraya götürecek. Siz içerdeyken kapıda sizi bekleyecek..

Siz de bir süre düşünürsünüz, sonra “1 TL’ye bu kadar yer hakikaten gezecek miyiz be?” diyip tuk-tuka binersiniz.

Tuk-tuk şoförü sizi hakikaten bikaç yere götürür, siz gezerken kapıda sizi bekler. Bu yerlerden çoğu sizin aslında gitmeyi planlamadığınız, çok da görülesi olmayan yerlerdir ama adam götürür işte. Ardından sizi dandik bir tapınağa götürür. Tapınağın bahçesine girersiniz ve bahçede oturan başka bir MOA vardır. Aranızda şöyle bir konuşma geçer;

MOA: Tapınağa giremezsiniz, keşişler meditasyon yapıyor, 5-10 dk bekleyin. Buyrun şöyle oturun.

Adamın yanına oturursunuz tabii. Nerelisiniz, ne kadar kalıcaksınız muhabbetinden sonra adam elinizdeki haritaya bakar.

MOA: Oww demek Expo Center’a gidiyorsunuz, bu tavsiyeyi size kim verdiyse gerçekten iyi biriymiş çünkü normalde turistlere buradan pek bahsetmeyiz. Burada çok ucuz fiyata elmas-yakut takılar bulabilirsiniz ve yurtdışında 2 katı fiyatına satabilirsiniz.

Elindeki yakut-safir yüzüğü göstererek;

MOA: Ben bu yüzüğü bilmemkaç Baht’a aldım ve NY’da Tiffany’e 2 katı fiyatına satıyorum, sürekli yapıyorum böyle para kazanıyorum. Siz de yapın tatilinizi bedavaya getirirsiniz. 400 Euro’nuz var mı? Var mı? Varsa hemen alın, çok karlı bir alış-veriş.

MOA sizi Expo Center’dan takı almanız için ikna etmeye çalışır. 10-15 dk dil döker. Siz almak istemediğinizi söyleyince de “Keşişler daha çıkmaz, hadi siz gidin artık.” der ve sizi oradan kovalar.

Tuk-tuk’un sonraki durağı tabii ki de Expo Center’dır.

Expo Center dedikleri yer hiç de öyle içinde herbişey satılan kocaman bir alış-veriş merkezi falan diil, gayet küçük dandik bir takıcı dükkanıdır. İçeri girersiniz mecburen. İçerdeki MOA size “Normalde hiç gerçekleştirmediğimiz bir indirimin son günü bugün..” gibi şeyler söyler. Amaç sizi kandırıp, size takı satmaktır. “Çok ucuz, çok ucuz.” demeleri de yalandır, “Yurtdışında Tiffany’e 2 katı fiyatına satarsınız.” demeleri de yalandır tabii, alış fiyatınızın yarısına bile satamayabilirsiniz.

Ama adamlar kendilerini bu işe adamışlardır. O tapınakta bekleyen adamın muhtemelen tek görevi orada bütün gün oturup tuk-tukların kendisine beyin yıkamak için turist getirmesini beklemektir. Bu kendini adamışlığı takdir etmek gerekir..

Tip 6: Sokaktaki adamlara sakın güvenmeyin. Muhemelen sizi kandırıp kendi anlaşmalı takıcı-halıcı-derici dükkanlarına sürüklemek istiyorlardır. “Burda çok ucuz, yurtdışında 2-3 katı fiyatına satarsınız.” demeleri koca bir yalandır, aman ha! “Bugün günlerden bilmemne, tapınaklar 2′den sonra açılacak.” demeleri de yalandır, inanmayın. Bir çok Palace ve Tapınak saat 3buçuk-4 gibi kapanıyor. Vaktinizi bu adamlara inanıp boşuna harcamayın..

Tip 7: Eğer aceleniz ya da yetişmeniz gereken bir yeriniz varsa tuk-tuklara binmeyin. Tuk-tukların hemen hemen herbirinin bir sponsoru var. Bu da şu demek oluyor; siz bir tuk-tukla anlaşıyorsunuz ve çıkıyorsunuz yola, tuk-tuk size adam akıllı sormadan bir dükkanın önünde duruyor ve “My sponsor, free gas free gas, please visit.” gibi şeyler söylüyor. Demek istediği şey şu; birtakım dükkan sahipleri tuk-tuklarla, kendilerine müşteri getirmeleri için bedava benzin karşılığı anlaşıyorlar. Siz tuk-tuka binince şoför sizi o dükkana götürüp bir içeri göz atmanız için size yalvarıyor. Siz de içeri bir göz atıyorsunuz. İçerde birtakım insanlar, siz birşey almak istemeseniz ve oraya zorla getirilmiş olsanız bile size birşeyler satmaya çalışıyorlar. Gerçekten itici bir durum..

GRAND PALACE

Evet sonuçta birtakım mafyavari aktivitelere maruz kaldıktan sonra tuk-tukumuz bizi 3:15 civarı Grand Palace’a bıraktı ve anşalmalı dükkanına demin uğramış olduğumuz için artık bizi beklemedi, 20 bahtını alıp gitti.

Tip 8: Tapınaklara ve Grand Palace’a gideceğiniz gün omuzlarınız ve bacaklarınızı kapatan kıyafetler giyin. Grand Palace’a girebilmeniz için kıyafetinizin uygun olması gerekiyor. Şort, askılı bluzlar ya da kısa eteklerle tapınakların çoğuna giremiyorsunuz.

Ve Grand Palace’ın önünde akbaba Thai’ler yine iş başındalardı.

Tip 9: Grand Palace’ın önünde size kıyafet satmak isteyen adamlara inanmayın! “İçeriye şortla giremezsiniz.” diyip 200 bahta size pantalon satmak isteyecekler, hiç almayın, içeride size pantalon-etek kiralıyorlar, rahat olun. Kişi başı 200 Baht (10 TL) depozito bırakarak pantalon-etek kiralayabiliyorsunuz, çıkışta paranızı geri alıyorsunuz.



Grand Palace saat 15:30′da kapanıyor ancak saat 16:30′a kadar içeride gezebiliyorsunuz. Girişte sizi bir rehber karşılıyor ve eğer rehberle gezmek isterseniz kişi başı 600 baht(30 TL) veriyorsunuz + kıyafetiniz uygun değilse bedava kostüm teklif ediyor. Kabul etmezseniz ise girişe kişi başı rehbersiz 350 baht (17,5 TL) ödüyorsunuz.

Grand Palace çok da küçük bir saray değil ama yine de biz rehbere gerek duymadık.

Hava olağanüstü derecede sıcaktı. Mutlaka şapka takın ve yanınıza su alın. Grand Palace’ın içinde su alabileceğiniz bir yer yok, sadece çıkışa yakın bir yerde cafe var o kadar. Gezerken neredeyse bayılacak gibi olduk ki saat 3buçuk civarıydı. Daha erken saatlerde gelmiş olsaydık muhtemelen bayılır kalırdık. Eylül ayındayız!!

Thailerin hemen hemen hepsi ya şapkalı ya da şemsiyeli. Bildikleri birşey varmış gerçekten…

WAT PHO (RECLINING BUDDHA)

Ardından içinde Reclining Buddha’nın bulunduğu Wat Pho tapınağına yürüdük. Grand Palace’ın ana kapısından sola doğru yürüyünce karşınıza çıkan ilk yoldan sola sapıpı 10-15 dk yürüyorsunuz, yolun solunda Wat Pho tapınağı karşınızda. Grand Palace’ın tam arkasında kalıyor. Yol üzerinde küçük bir tourist information ofisi de var. Oraya da sorabilirsiniz. Ama sakın yolda herhangi birine sormayın!

Tip 10: Sokaktaki insanlara ya da tuk-tuk şoförlerine sakın ama sakın yol sormayın. Ya gitmek istediğiniz yerin bu saatte kapanmış olduğunu söyleyip sizi kendi anlaşmalı dükkanlarına yönlendirmeye çalışacaklardır ya da size otelinize geri dönebilmeniz için tuk-tuk ayarlamaya çalışacaklardır. Sadece ve sadece TAT’lere, Tourist Information ofislerine ya da en kötü yolda görürseniz askerlere yol sorun.

Tip 11: Bildiğiniz yoldan şaşmayın! Bangkok’ta şöyle bir olay var, örneğin Wat Pho (Reclining Buddha) tapınağının yakınlarındasınız, oraya doğru yürüyorsunuz,yolda adamlar yanınıza gelip “Reclining Buddha this way, this way.” diyip sizi alakasız bir yöne sürüklemeye çalışıyorlar, ya da “Reclining Buddha already close!” diyip yine başka bir tarafa yönlendirmeye çalışıyorlar. Kanmayın. Hepsi pis birer yalancı.

Reclining Buddha’nın olduğu tapınağa girerken kimse bize kıyafetimizin uygun olmadığını falan söylemedi mesela buraya gayet şortla girebildik. Ancak girişte ayakkabılarınızı çıkarmanız gerekiyor(tüm tapınaklar için geçerli bir kural.)

Burada dünyanın en büyük altın, yatan buddha heykelerinden birinin önünde foroğraf çektirdik ( 46 metre uzunluğunda, 15 metre yüksekliğinde) ve Wat Arun tapınağına gitmek üzere buradan ayrıldık.


WAT ARUN

Wat Arun tapınağına gitmeniz için nehirin diğer tarafına geçmeniz gerekiyor. Hemen Wat Pho tapınağından çıktıktan sonra geldiğiniz yola geri çıkın ve Wat Pho tapınağına gitmek için sola döndüğünüz yerden bu sefer sağa dönün. Küçük pazarımsı, oldukça kötü kokan biryerden geçin ve ileride nehri göreceksiniz. Karşıya geçmek için sadece kişi başı 3 baht (15 Kuruş) ödemeniz gerekiyor ve küçük bir tekneyle 2 dk içinde kahverengi pis nehir suyunu aşarak karşıya geçiyorsunuz. Gerçekten de pek otantik bir deneyim…

Karşıya geçer geçmez Wat Arun tapınağı karşınızda. Biz tapınağın içine girmedik. Açıkçası bir içi var mıydı onu da bilemiyorum, insanlar tepesine tırmanıyorlardı. Biz de o sıcakta hiiç o koca tapınağın tepesine tırmanamazdık, o yüzden para da ödemedik. Bahçesinde gezip fotoğraf çektik ve 20 bahta (1 TL) aldığımız taze hindistancevizlerimizi yedik. Çağlar tadını hiç sevmedi…


Ardından tekrar tekneyle geri dönüp 50 bahta (2,5 TL) Khoa San Road’a tuk-tukla geri döndük. Sponsora falan da uğramadık.

Akşam yine toplam 15 TL tutan ve 2 anayemek, 1 salata ve 4 koladan oluşan yemeğimizi bir restoranda yedik ve biraz gezinip alış-veriş yaptıktan sonra yattık uyuduk..

Share:
  • Facebook
  • Twitter
20
Sep

5 Eylül Pazar / BANGKOK

Emirates’ten Dubai aktarmalı İstanbul-Bangkok uçak biletlerimizi kişi başı 700 TL’ye bir gün önceden aldık ve havada 10 saat, aktarmasıyla birlikte yaklaşık 12 saat sürecek olan yolculuğumuza başladık.

TİP 1: Havaalanına gittiğinizde yanınızda mutlaka gidiş-dönüş (artık nerden dönüyorsanız) uçak biletiniz ya da elektronik uçak biletiniz olsun. Havayolu şirketi görevlisi dönüş biletinizi de soruyor.

Bizim dönüş e-bilet çıktımız yoktu. 2 kağıt çıktısı için havaalanında bi kırtasiyeye 5 TL verdik. Becerebildiğimiz kadar az para harcamayı kafamıza koymuş insanlar olarak kendi vatanımızda böylesine kazıklanmak bize çok koydu. Hah..

Uçuş gayet rahattı. Emirates hem güvenilir hem de gayet konforlu bir havayolu şirketiymiş. Her koltuğun önünde bir ekran var ve içinde “ICE” adını verdikleri küçük çapta bir eğlence merkezi yüklü. “ICE” ın “E” sine parmağınızla tıklayıverince karşınıza 100 küsür tane film (10-15 tanesi sezon filmi) bilmemkaçyüz tane oyun, müzik kanalları ve yerel TV kanalları çıkıyor. Yol boyunca yatırdık koltukları, çektik yastık ve pikeyi üstümüze, Alice in Wonderland bi yandan Prince of Persia öbür yandan, keyif yaptık. Yolculuk 4 saat sürüyor.

Dubai’ye iniş yaptıktan 1 saat sonra da hemen Bangkok uçağına geçtik. Yarım kalan filmin devamını da bu uçakta izledik. Dubai-Bangkok 6 saat sürüyor.

BANGKOK’A (TAYLAND’A) GİRİŞ YAPMANIZ İÇİN HİÇBİR EKSTRA ÇABA HARCAMANIZA GEREK YOK.. İnternetten ordan burdan araştırma yapıp da “Hesap özeti göstermek gerekir mi?” “Hesabında kişi başı en az 650 Dolar bulunmalı mı?” ya da “Sağlık sigortası lazım.” yok işte “2 tane vesikalık fotoğraf gerekiyomuş.” gibi noktalar hiç kafanızı karıştırmasın, çünkü hepsi yalan. Girişteki polis dönüş biletlerimize bile bakmadı. SADECE PASAPORTUNUZUN ÇIKIŞ YAPACAĞINIZ GÜNDEN EN AZ 6 AY SONRASINA KADAR GEÇERLİ OLMASI GEREKİYOR. Küçük bir form dolduruyorsunuz, pasaportunuzla birlikte formu görevliye uzatıyorsunuz; hop, 1 aylık vizeniz hazır.

Bangkok’a vardığımızda gözümüze (ve burnumuza!) ilk çarpan şey sıcaklık ve yoğun yemek kokusu oldu. Orjinalinde Thai ve uzakdoğu mutfağını pek seven bir insan olmama rağmen, Tayland’da yaşadığım acı tecrübelerin ardından uzun süre Thai mai yemeyeceğime eminim.

Tip 2: Eğer hassas bir mideniz varsa, ne yediğinize çok ama çok dikkat edin. Hatta mümkünse Thai yemeyin, Mc Donalds – Burger King idare edin.

“Tayland’a gidiyoruz.” dediğimde “Ayyy çok şahanee bol bol bizim için de Thai ye olur mu şekerim.” diyen arkadaşlarımın gözü çıksın, adam akıllı hiçbişey yiyemedim, yediklerim de uzun süre midemde barınamadı.. Peh…

Çağlar’cığım sağolsun bize booking.com’dan Khao San Road’da bulunan “Sawasdee Bangkok Inn” adında bir hostelden yer ayırtmış. Havaalanından Khao San Road’a iki türlü ulaşım var. Biri otobüs, diğeriyse taksi. Otobüsler kişi başı 150 Baht (7buçuk TL) Taksi ise 400-500 Baht (20-25 TL) tutar dediklerinden, “Konfor için 5 TL fazladan veririz.” dedik ve atladık taksiye. Tayland’a gelmeden önce Ekşi’den ve Wikitravel’dan yaptığımız araştırmalar doğrultusunda (“Aman hemen taksimetreyi açtırın, ne yazarsa onu ödeyin.” tavsiyelerinden bahsediyorum.) taksiye oturur oturmaz taksimetre açtırdık. Şoför bey bize dedi halbuki “Taksimetreyi açarsam daha çok yazar.” diye ama biz dinlemedik açtırdık. Bir de üstüne yolda gördük ki otobandan gidecekmişiz ve otoban parasını da biz verecekmişiz. O da toplam 140 Baht (7 TL) tutunca Khao San’a vardığıımızda cebimizden 640 Baht (32 TL) çıkmış oldu. “Heyt be bu tatil de pek ucuza gelicek.” diye kendi çapında sevinen saf biz, Bangkok’a ayak basar basmaz böylesine göt olduk işte.

Neyse, sonradan tanıştığımız Amerikalı bi arkadaştan öğrendiğimize göre havaalanından Khao San’a otobüsle gelmek tam bir kabusmuş. 1 buçuk saat yol sürüyormuş ve otobüs içi koşulları da pek iç açıcı değilmiş. Biz 20 dk’da Khao San’daydık ve taksinin kliması vardı. Böyle avunalım bari…

Tip 3: Eğer kaldığınız hostel uzakta bir yerdeyse havaalanından otobüsle gitmeyi tercih etmeyin. Yol 1buçuk saat kadar sürebilir. Taksiyle ucuza anlaşmaya çalışın. (Khao San Road için otoyol dahil 400 Baht (20 TL) uygun bir rakam.)

Tip 4: “Kalacağım yerin çok önemi yok, merkezi olsun yeter.” diyenlerdenseniz Khao San Road’da bir hostel’de kalın. Hem merkezi hem de ucuz bir yer.

Biz “Sawasdee Bangkok Inn” de kaldık. Klimalı, banyolu, TV’li ve çift kişilik yataklı bir odaya geceliği kişi başı 15 TL verdik. Ancak sanıyorum bu fiyata bulabilmemizin sebebi booking.com’dan önceden yer ayırtmış olmamızdı.

http://www.sawasdee-hotels.com/bangkok/bangkokinn/index.html

Khao San dışında Patpong civarında ve havaalanı civarında kalan insanlarla tanıştık. Havaalanı uzak tabii, tavsiye etmem ama Patpong civarı nasıl bilemiyorum. Bangkok’ta geçirdiğimiz 3 günde ne kadar anlayabilirsek gerçi ama bize Bangkok’un olayı Khao San Road ve çevresi gibi geldi.. Restorantlar, cafeler, sürekli bişey satanlar, küçük ve çok sıkış tıkış bir İstiklal caddesi gibi bi yer. İstiklal’den pek daha dandik biyer tabii.. Ve ayrıca (burnum ve midem biraz hassasmış, keşfetmiş oldum) pek de kötü kokan bi sokak.. Gerçi benim dışımda kimse kokudan rahatsız olmuyor gibiydi.

Neyse aslına bakarsanız Thai’den çok Avrupalı gencecik backpacker’lar bulabileceğiniz, sarhoş bayanların “I want more beer!!” diye gönül rahatlığıyla bağırabildikleri, heryerinden bangırtılı müzikler yükselen ve 7 TL’ye “I Bangkok” t-shirt’ü alabileceğiniz bi sokak işte..

Hostel’e pek müzik sesi gelmiyordu, ara bi sokaktaydı çünkü.

BANGKOK’TA YEMEK YEMEK

Not: Aşağıda yazanlar ve gösterilenler Thai yemeklerini seven ve midesi sağlam olan insanlar içindir!!

Bangkok’ta karnınız açıkmışsa ve Thai yemeklerini seviyorsanız, sokaktan 1 TL’ye 3 adet spring roll alıp üzerine de istediğiniz gibi chilli ya da soya sosu döküp doyabilirsiniz. Ya da 50 Baht’a (2,5 TL) karidesli-tavuklu koca bir tabak noodle alabilirsiniz. Vejeteryansanız 30 Baht’a (1,5 TL) sebzeli noodle deneyebilirsiniz.

Bunlarla doymadıysanız eğer, üzerine mango-papaya-hindistan cevizi-dragon fruit-passion fruit-star fruit ve türevi birsürü meyve yiyebilirsiniz. Çoğu meyvenim 1 tabak fiyatı 20 Baht (1 TL)

Kısacası 2 kişilik doyurucu bir Thai ziyafeti;

Başlangıç: 3 adet spring roll

Ana Yemek: 1 adet karidesli noodle

1 adet tavuklu noodle

Tatlı: Meyve tabağı

Toplam: 7 TL

Nasıl ama?

Şimdi git de Lokal’de bir tabak yemeğe 25 TL ver bakalım.

Eğer tabii sokaktan diil de insan gibi bi restoranda yemek yemek isterseniz o zaman da 2 kişi en fazla 15-20 TL ödersiniz. 2 ana yemek, 2şer tane kola ve salatadan bahsediyorum..

Big Mc Menü 8 TL. Sanırım en pahalısı fastfood…

Bunun dışında seyyar barbekücüler de cabası. Tavuk, dana, domuz, sosis… Adamların herşeyi şişe dizip sokak ortasında şipşak barbekü yapma yetenekleri var. Biz şahsen sokaktan hiçbişey alıp da yemedik ama yiyen turistler oldukça fazlaydı..

Ama asıl en sevdiğim olay; soya sosunda kavrulmuş BÖCEK! Evet bildiğiniz çirkin, ince bacaklı uzun antenli pis böcek! Evet karafatma, çekirge ve hatta akrep! Immm ne kadar lezzetli di mi?!?!

Bangkok’ta 20 Baht(1 TL) karşılığında 8-10 tane çekirge satın alıp afiyetle yiyebilirsiniz. Doyurucu bir öğün olmasa bile atıştırmalık içki sonrası çıtır çıtır gider valla..

Ben bırakın ağzıma sürmeyi, elleyemedim bile ama benim biricik sevgilim körpecik bi çekirgeye acımadı ve bi güzel çıtlattı. Buyrun ben de resmini çektim…

matt çekirge yerken matt çekirge yerken

çağlar çekirge yerken

Bira çok ucuz;

Populer biraları Tiger, Chang ve Singha markaları. Benim favorim Singha ,dark bira severim ve Singha tam ağzıma layıktı. Ama küçük bira 2,5 ve büyük bira 4,5 TL olduğu için eminim siz de herbirini ayrı ayrı denersiniz.Bu arada eğer şişe alırsanız küçük biranın aslında pek de küçük olmadığını, büyük biranınsa yarım litre olduğunu görürsünüz.

Kola heryerde 1 TL ve su 50 kuruş.

Marlboro Light da sanırım 5 TL’ye denk geliyordu. Tam rakamı hatırlamıyorum ama Türkiye’den ucuzdu..

VE BANGKOK GECELERİ

İlk gittiğimiz gece hemen CouchSurfing’den CS Meeting var mı ona baktık.

Tip 5: Couchsurfing’e üye olun ve etraftaki event’leri buradan takip edin. Hem yerel insanlarla hem de turistlerle tanışma imkanınız oluyor. Güzel vakit geçiriyorsunuz…

küçük CS grubumuz. soldan sağa Emily-Çağlar-Matt-İshai-Ben

http://www.couchsurfing.org/

Khao San Road üzerinde başka bir Sawasdee Hostel’de bi toplantı bulduk, gittik insanlarla tanıştık, kaynaştık. Nerelere gidelim neler yapalım tiyolar aldık ve içlerinden birkaçını kendimizle beraber Patpong’a sürükledik. Keh keh!..

PATPONG THAI SEKS TURİZMİNİN MERKEZİ. İÇİNDE PING-PONG SHOWLARIN YAPILDIĞI GO GO BARLARIN BULUNDUĞU KÜÇÜK ÇAPTA BİR BARLAR SOKAĞI. Seks turizmi derken, barlarda striptiz yapan genç Thai kızlardan bahsediyorum, Go Go Bar derken striptiz klüplerinden bahsediyorum ve ping-pong show derken de bu Asyalı kızların striptiz klüplerinde pinpon toplarıyla yaptıkları şovlardan bahsediyorum, bahsedemiyorum, dilim varmıyor…

Patpong’da yürürken, kız da olsanız erkek de olsanız, ellerinde özel şov ve ücretleri yazılı olan listeleriyle birtakım adamlar peşinize takılıyor ve size “You wanna ping-pong?” diye soruyor. Siz “No, thanks.” deyince de “You wanna boom-boom?” diye soruyorlar. Yılmak bilmiyorlar..

Şimdi siz bana diyeceksiniz ki “Manyak mısın be güzelim ne diye gidiyosun fuhuş yuvasına bi de almışsın yanına sevgilini.” Ben de kısaca şöyle bi cevap vermek istiyorum; “Merak ettim..” Evet basitçe; merak ettim. Kalkmışım 10 saat havada yol çekmişim, dünyanın bi ucuna gelmişim, nerdeyse yarımküre değiştiricem yani, ünlü Patpong hayatını görmiycek miyim?.. Her yerde bas bas anlatılan Go Go Bar’lar nasıl yerlermiş bi göz atmıycak mıyım? Atıcam tabii ki. 2 dk da olsa o sokakta yürümek istiyodum, yürüdüm de. Çağlar’ı da kaybetmedim, hala sağ salim, sadık bi sevgilim var bin şükür…

CS Meeting’de tanıştığımız arkadaşlar Emily, Matt ve Ishai ile birlikte girdik Patpong’a. Küçücük bi sokak zaten, 8-10 tane bar ya var ya yok. Sokakta bi olay yok bi de, bütün olay barların içinde, ki olayı görebilmek için para vermen gerekiyor. Dediğim gibi peşine takılıp “You wanna boom-boom?” diyen adamlar dışında sokakta pek fazla insan yoktu. Şöyle bi yürüdük, bikaç kişi bize “Come in have a look. Free! Free!!” dedi, Matt de dedi ki “Benim de çişim geldi zaten, ben tuvalete gireyim siz de bi içeri bakın, görmüş olursunuz.” Ve biz de bi Go Go Bar’ın içine bedava girdik.

Kıpkırmız bi ortam, ucuz Amerikan filmi barı. Sahnede 2 tane pool, dans eden biri balıketi biri incecik Asyalı, tabii memeler çıplak. Önde 2-3 masa, oturan bikaç kişi falan. En fazla 2 dk dayanabildim. “Bu ne be!?” dedim kendi kendime. Yanımda sevgilim olduğu için ya da 2 saat önce tanıştığım biri Filipinli biri İsrailli 2 kişi olduğu için falan diildi “Bu ne be?!” deyişim. Bi an ortama ve kendime yabancılaştım sadece. Garip gurup dans eden memeli memeli Asyalılar.. Bu ne be!?..

Çıktık bardan, Matt hala tuvalette, dışarda Matt’i bekliyoruz. Bi yandan etrafımıza üşüşen adamları kovalıyoruz falan. Yandaki barın önünde duran bikaç kızdan biri Ishai’la gözgöze geldi. İshai da mavi gözlü, uzun boylu.. Bi anda bi baktık,aniden kız memeleri aç! N’oluyo be!? Ishai dedi ki; “Ben ona gözlerimi verdim, o da bana memelerini verdi.” Valla dedik helal olsun. Esaslı kızmış!..

Sonra çıktık Patpong’dan gittik pub gibi bi yerde, orası 2 gibi kapanana kadar oturduk bira içtik, sohbet ettik. Masada 1 Hristiyan, 1 Budist, 1 Yahudi, 2 de Müslüman olunca sohbet enteresan bi hal aldı.. Bi de Matt’le Çağlar çekirge çıtlattılar. Ohh, keyfimize diyecek yok!

Dönüşteyse 100 Baht’a (5 TL) tuk-tuk ayarladık (tabii ki de pazarlıkla) ve Kadıköy-İçerenköy arası bir mesafeyi yarı açık 3 tekerlekli motor tarzı pembe aracımızla püfür püfür gezerek geldik.

tuk-tuk

Bangkok’taki ilk günümüz böyle geçti işte… Seyyar böcek satıcıları, memeleri meydanda Thai kızları, 1 TL’ye spring roll’lar ve 5 TL’lik tuk-tuk yolculuklarıyla

Share:
  • Facebook
  • Twitter
20
Sep

GİRİŞ

ÜLKE: Tayland – Singapur

ŞEHİR: Bangkok-Phuket-Singapur

GÜN: 15 Gün

PARA: 6000 TL (2 kişi)

Erkek arkadaşım Çağlar ve ben, öyle çok da fazla paramız olmamasına rağmen 15 günlük tatilimizi yurtdışında geçirmek istiyorduk. Interrail hayallerimiz Italyan konsolosluğunun zıpçıktılık yapması sebebiyle iptal oldu ve biz de Eylül ayı Phuket’in zayıf sezonudur, uçak biletleri uygundur diyerek Türkiye vatandaşlarından vize istemeyen Tayland Cumh.’ne gidelim, Bangkok’a da uğrayalım, ordan da canımız isterse Malezya’ya Kuala Lumpur’a geçelim, en son da Singapur’da da vizesiz vizesiz gezip İstanbul’a geri dönelim dedik.

ÖNCE TUR ARAŞTIRDIK ANCAK HİÇBİRİ İSTEDİĞİMİZ YERLERE AYNI ANDA GÖTÜRMÜYOR VE EN FAZLA 9 GÜNLÜK TURLAR VAR (ki bunun 2 günü yolda geçiyor, kalıyor sana 1 hafta) Eğer siz de uçak ve otel rezervasyonlarını kendi kendine yapabilen, ucuzluk kollayan ve yakalayan internet sever arkadaşlardansanız, Tayland’a kesinlikle turla gitmeyin derim. Tayland’ın en pahalı tarafı, Tayland’a ulaşmak. Buraya ulaştığınızda buranın ne kadar ucuz olduğuna inanamıyacaksınız..


Share:
  • Facebook
  • Twitter